|
.
Bazen
düşünüyorum da, hayat sanki bir adamın eline ilk pipoyu alışından son
kez dumanını hissedene kadar geçen bir süre gibi. Önce pipomuzu seçiyoruz,
karakterimiz gibi. Sonra onu tütünle dolduruyoruz, kendimizi donattığımız
olgular gibi. Kimilerimiz güzel ve sağlıklı bir içim için araya değerli bir
yargı koymaya gayret ediyor, kaliteli bir filtre gibi. Kimilerimiz ise hiç
umursamadan piposunu bile temizleme zahmeti göstermiyor, eksiklerini
bulmayıp karakterinden temizlememek gibi...
Bazılarımıza, güzel bir pipo takımı hediye edecek bir büyük
nasip oluyor, bazılarımız ise piposunu da onu nasıl kullanacağını da kendisi
kazanmak zorunda. Kimisi piposunu her içimden sonra dinlendirirken, kimisi
önemsemeden iki saatte bir tütünü basıyor, soğutmadan, dinlendirmeden. Aynı
kendimizi hayat boyu önemseyip, aklımızı ve ruhumuzu uzun vadede dingin
kılıp değer vermek ile, sabırsızca anlık yaşayıp, kendimizi kısa zamanda
tüketmemiz arasındaki fark gibi... İşte böyle, pipo ve hayat. Benzetmelerin
de sonu yok, bu yazıyı yazmanın da.
Şimdi, dönüp geçmişe bakıyorum. Bana bir pipo takımı veren ve
onu nasıl kullanacağımı öğreten kimse olmadı. Ne ben asil bir hayat için
pipoma özen göstermekten vazgeçtim, ne de yakınımdakiler beni pipomu
umarsızca ve hor kullanmaya itmekten. İşte hayat, pipomuzu koruma sanatı.
Ama kilit nokta aklın yolu gibi bir. Ne ekersen onu biçersin.
Eğer pipona iyi bakar ve ona değer verirsen, oda sana yıllar boyu güzel
tatlar, keyifli içimler sunar. Aynı insanın kendi bedenine ve karakterine
değer vererek onlara yatırım yapması ve sonra bunun getirilerini, yani
başarı ve mutluluğu tatması gibi. Ne kadar iyi bakılmış pipo, o kadar
keyifli bir yaşam. Ne kadar özen gösterilmiş bir pipo kullanma birikimi, o
kadar asil bir yaşam. İşte hayat, pipoyu yaşatma sanatı.
ERKAN TAŞ
(Kulüp Üyesi)
11.02.2003 |